Kayıtlar

DEĞERLERİNDEN UZAKLAŞAN TOPLUM AYAKTA KALAMAZ

 ​ Bir toplumu yıkmak için her zaman tanklara, tüfeklere, savaşlara gerek yoktur. Sessizce de yapılabilir bu. Gürültüyle değil, alıştıra alıştıra yapılır. Önce inancını alırlar, sonra hafızanı, en son da utanma duygunu. Geriye ise yürüyen ama nereye gittiğini bilmeyen bir kalabalık kalır. Bugün en büyük tehlike dışarıdan gelen değil, içeride yavaş yavaş eriyen şeylerdir. Aile zayıflıyor, saygı kayboluyor, sadakat küçümseniyor. İnsanlar artık doğru olanı değil, işine geleni savunuyor. Peki bunların yerine ne konuluyor? Geçici hevesler, sahte hayatlar, anlık mutluluklar. Bir toplum değerleriyle ayakta durur. Adalet sadece mahkeme salonlarında değil, insanın vicdanında başlar. Ahlak sadece konuşulmaz, yaşanır. Vatan sadece sınır çizgisi değildir; uğruna susulan, sabredilen, gerektiğinde vazgeçilen bir emanettir. Bugün birçok insan “özgürlük” adı altında köklerinden kopmayı ilerlemek zannediyor. Oysa kökünü kaybeden ağaç büyümez, devrilir. Ne kadar modern olursan ol, ne kadar güçlü gör...

KİMSE SENİ KURTARMAYACAK

​  Bazı geceler vardır, ışıklar kapalıdır ama karanlık odada değil insanın içinde olur. Telefon elinde sessizce yatağa uzanırsın. İnsan bazen derdini anlatacak kelimeyi değil, anlayacak birini arar… Birinin “Ben buradayım” demesini bekler, hiçbir şey yapmasa bile yanında durmasını… Ama gerçekleşmez. Hayat, hiçbir şey olmamış gibi devam eder. İşte o an anlarsın… Kimse seni kurtarmayacak. Bu cümle ilk başta insanın içine çöker. Ağırdır, Soğuktur, İnsanı yalnızlıkla yüzleştirir. Çünkü mesele sadece yalnız kalmak değil, Mesele; aslında hep yalnız olduğunu fark ettiği o andır.   Herkesin bir derdi var. Herkes kendi yükünü taşıyor. Kimsenin omzunda başkasının yüküne yer yok ve bu, insanın canını yakar. İnsanın içinden bir ses çıkar bazen: “Ben bu kadar yükü nasıl tek başıma taşıyorum? neden kimse yok?” Zaman geçtikçe o acının içinden başka bir şey doğar. Yavaş yavaş fark edersin… Aslında bugüne kadar da tek başınaydın. Düştüğünde yine kendin kalktın. Ağladığında kimse görmedi sustun...

ALGILARLA DİJİTAL TUZAK

​  Gerçeklerin değil, algıların konuşulmaya çalışıldığı bir dönemde, bilinçli birey olmanın ve hakikati savunmanın önemi her zamankinden daha büyük.  İçinde bulunduğumuz çağ yıllardır “bilgi çağı” olarak tanımlanıyor. Ancak bugün gelinen noktada çok daha gerçekçi bir tespit yapmak gerekiyor. Bu çağ, aynı zamanda bir algı çağının ta kendisi. Bilginin hızla yayıldığı ve erişimin kolaylaştığı bu dönemde asıl mesele bilgiye ulaşmak değil, hangi bilginin kim tarafından, ne amaçla servis edildiğini anlayabilmektir. Bugün sosyal medya küresel güç odaklarının, çıkar gruplarının ve çeşitli yapıların etkin şekilde kullandığı bir yönlendirme aracına dönüşmüş durumda. Artık hiçbir içerik tamamen tesadüfi değil. Önümüze düşen haberler, videolar, yorumlar ve hatta tepkiler bile belirli algoritmaların süzgecinden geçerek karşımıza geliyor. Bu algoritmalar ise yalnızca kullanıcı davranışlarını değil; aynı zamanda belirli gündemleri, belirli bakış açılarını ve kimi zaman belirli hedefleri öne ...

ORTA DOĞU’DA YENİ GERİLİM: ABD -İSRAİL -İRAN DENKLEMİ

  Orta Doğu bir kez daha büyük bir kırılmanın eşiğinde. Bölgedeki gerilim, özellikle Amerika, İsrail ve İran arasındaki karşılıklı hamlelerle giderek daha tehlikeli bir boyut kazanıyor. Bu tabloyu sadece bir askeri gerilim olarak okumak büyük bir hata olur. Aslında karşımızda çok daha geniş bir jeopolitik mücadele var. Enerji yolları, ticaret koridorları, bölgesel güç dengeleri ve küresel nüfuz mücadelesi bu denklemin arka planını oluşturuyor. Böylesi bir tabloda Türkiye’nin nerede durduğu ve nasıl bir strateji izlemesi gerektiği ise devletimiz için hayati bir mesele. Türkiye Cumhuriyeti, tarih boyunca Orta Doğu’nun en kritik aktörlerinden biri oldu, ancak özellikle son yirmi yılda Ankara’nın izlediği aktif dış politika, Türkiye’yi yalnızca bölgesel bir güç olmaktan çıkarıp küresel denklemlerde dikkate alınması gereken bir güç haline getirdi. Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN liderliğinde şekillenen dış politika anlayışı, Türkiye’nin yalnızca gelişmeleri izleyen bir ülke de...

İBB DAVASI

​  Türk siyasetinin son yıllardaki en çok konuşulan dosyalarından biri hiç şüphesiz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma ve davalar oldu. Davanın merkezinde eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İMAMOĞLU var. İstanbul sadece Türkiye’nin en büyük şehri değil, aynı zamanda ülkenin ekonomik merkezi, kültürel vitrini ve siyasi anlamda en kritik şehiridir. Bu sebeple İstanbul’u yöneten kadrolar hakkında ortaya atılan her iddia, doğal olarak ülke gündeminin merkezine yerleşmektedir. Bugün kamuoyunda iki farklı yaklaşım dikkat çekiyor. Bir kesim bu davayı bence tamamen karışıklık çıkarmak için siyasi bir süreç olarak değerlendiriyor. Bir diğer kesim ise belediyelerin kullandığı kamu kaynaklarının doğal olarak denetlenmesinin demokrasinin gereği olduğunu savunuyor. Aslında meseleye daha geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor. Demokrasilerde siyasetçiler yalnızca seçim kazanmakla sorumluluklarını tamamlamış olmazlar. Kamu kaynaklarını nasıl kullandıklar...

TÜRKİYE’DE GÜNDEM HIZLANIYOR

​ Türk siyaseti ciddi şekilde hareketli. Resmî Gazete’de yayımlanan yeni yönetmelikler;  özellikle sağlık, eğitim ve üniversitelerle ilgili dikkat çekiyor. Üniversiteler bu değişikliklere adapte olmak zorunda, bazı süreçler hızlanacak, bazıları ise alışana kadar biraz karışık olabilir. Mesela öğrenci işleri, akademik başvurular, ders kayıtları hızlı yürüyecek, ama bazı bürokratik işler yeni sisteme alışana kadar yavaş ilerleyebilir. Bu süreçlerde öğrenciler öğretim üyeleri ve ilgili personel ilk etapta şaşırabilir ama kısa süre içinde yeni sistemin avantajları fark edilecek. Halk da bu değişiklikleri görecek. Sağlık hizmetlerinden faydalananlar artık bazı işlemlerin daha kolay ve hızlı yürüdüğünü hissedecek. Buna ek olarak Anayasa Mahkemesi kararları  var. Bu kararlar, bazı hukuki uygulamaları değiştirecek ve kurumların yeni kararlar doğrultusunda hareket etmesini zorunlu hâle getirecek. Kısa vadede işlerin hızlanması olumlu, ama uzun vadede yerel yönetimler ve kurumlar uyum s...

TÜRKİYE’DE KRİZLER ANİDEN ÇIKMAZ

  Türkiye’de hiçbir büyük kriz bir sabah ansızın doğmaz. Ekonomik dalgalanmalar, diplomatik gerilimler, siyasi sertleşmeler… bunlar görünen yüzdür. Görünmeyen tarafta ise uzun süredir biriken dosyalar, pazarlıklar, girilen iletişimler ve güç hesapları vardır. Bir ülke sert bir açıklama yaptığında bu çoğu zaman öfke değil, bir mesajdır, pozisyon almaktır, bir sınır çizmektir. Bugün sosyal medyada gördüğünüz “kriz” manşetlerinin çoğu, aslında kontrollü gerilimdir. Çünkü devletler duygusal reflekslerle değil, stratejik sabırla hareket eder. Mesela bir ekonomik karar alınır. Toplum anında etkisini hisseder. Ama o kararın arkasında çoğu zaman dış baskılar, içerideki denge hesapları ve geleceğe yönelik daha büyük planlar vardır. Siyasette yüksek ses her zaman güç göstergesi değildir. Bazen sessizlik daha sert ve etkilidir. Tarih boyunca güçlü aktörler ilk hamleyi yapmaz. Karşı tarafın niyetini açığa çıkarmasını bekler. Sonra tek bir hamleyle denge değiştirir. Bugün yaşadığımız siyasi atm...