ALGILARLA DİJİTAL TUZAK

​ Gerçeklerin değil, algıların konuşulmaya çalışıldığı bir dönemde, bilinçli birey olmanın ve hakikati savunmanın önemi her zamankinden daha büyük.


 İçinde bulunduğumuz çağ yıllardır “bilgi çağı” olarak tanımlanıyor. Ancak bugün gelinen noktada çok daha gerçekçi bir tespit yapmak gerekiyor. Bu çağ, aynı zamanda bir algı çağının ta kendisi. Bilginin hızla yayıldığı ve erişimin kolaylaştığı bu dönemde asıl mesele bilgiye ulaşmak değil, hangi bilginin kim tarafından, ne amaçla servis edildiğini anlayabilmektir. Bugün sosyal medya küresel güç odaklarının, çıkar gruplarının ve çeşitli yapıların etkin şekilde kullandığı bir yönlendirme aracına dönüşmüş durumda. Artık hiçbir içerik tamamen tesadüfi değil. Önümüze düşen haberler, videolar, yorumlar ve hatta tepkiler bile belirli algoritmaların süzgecinden geçerek karşımıza geliyor. Bu algoritmalar ise yalnızca kullanıcı davranışlarını değil; aynı zamanda belirli gündemleri, belirli bakış açılarını ve kimi zaman belirli hedefleri öne çıkarıyor. Bu noktada en kritik mesele şudur: Biz gerçekten olanı mı görüyoruz, yoksa bize gösterileni mi? Herhangi bir olay yaşandığında, hakikatin kendisinden çok onun nasıl sunulduğu belirleyici hale geliyor. Aynı olay, farklı platformlarda tamamen zıt iki gerçeklik gibi sunulabiliyor. Bir taraf masumlaştırılırken, diğer taraf şeytanlaştırılabiliyor. Gerçekler çoğu zaman eksiltiliyor, bağlamından koparılıyor ya da bilinçli olarak çarpıtılıyor ve sonuç olarak ortaya çıkan şey hakikat değil, güçlü bir algı oluyor. Özellikle Türkiye gibi bulunduğu coğrafyada söz sahibi olan, kendi kararlarını alabilen ve bağımsız bir politika izleme iradesi gösteren ülkelerde bu tür algı operasyonlarının daha yoğun yaşanması tesadüf değil. Çünkü güçlü bir Türkiye demek sadece ekonomik ya da askeri güç anlamına gelmez. Aynı zamanda kendi hikâyesini yazabilen, kendi doğrularını savunabilen ve küresel sistemde söz sahibi olabilen bir Türkiye demektir. İşte tam da bu yüzden Türkiye’nin attığı adımlar çoğu zaman uluslararası ve dijital platformlarda farklı şekillerde yansıtılıyor. Yapılan hizmetler ve kazanımlar içerde görmezden gelinirken, eksikler büyütülerek sürekli gündemde tutuluyor. Bu durum sadece bir eleştiri meselesi değil, bilinçli bir yönlendirme stratejisinin parçasıdır. 


 Amaç belli: Güven zedelemek.


 Toplumun özellikle genç kesiminde umutsuzluk duygusunu, kin ve nefreti yayarak “her şey çok kötü, hiçbir şey düzelmez” algısını yerleştirmek ve devlet ile millet arasındaki bağı zayıflatmak… Çünkü umudunu kaybeden bir toplum, yalan ve yanlışlarla yönlendirmeye en açık toplumdur. Daha da tehlikelisi, bu sürecin zamanla bireylerin düşünme biçimini değiştirmesidir. Sürekli aynı tür içeriklere maruz kalan insanlar, farkında olmadan tek yönlü bir bakış açısına hapsoluyor. Farklı düşünceler bastırılıp, sorgulama refleksi zayıflıyor ve bireyler kendi fikirlerini üretmek yerine kendilerine sunulan fikirleri benimsemeye başlıyor. Bugün özellikle gençler arasında sıkça karşılaşılan bir durum da tam olarak budur. Popüler olanın doğru kabul edildiği, yüksek etkileşim alan görüşlerin sorgulanmadan benimsendiği bir dönemden geçiriliyorlar. Oysa doğruluk, beğeni sayısıyla ölçülemez. Hakikat, çoğu zaman sessizdir ama sağlamdır. Bu noktada sorumluluk, her zamankinden daha fazla bireyin kendisine düşüyor. Her gördüğüne inanan değil; araştıran, karşılaştıran ve farklı kaynaklardan beslenerek kendi fikrini oluşturan bireyler bu algı çağının en büyük direncidir. 


 Elbette eleştiri olacaktır, olmalıdır da. Ancak eleştiri ile yönlendirme arasındaki farkı görebilmek hayati önem taşır. Bir ülkenin eksiklerini konuşmak başka bir şeydir; o ülkenin tüm kazanımlarını yok sayarak sürekli bir olumsuzluk algısı üretmek bambaşka bir şeydir. Unutulmamalıdır ki bu millet, geçmişte çok daha büyük oyunları bozmuş, çok daha zorlu süreçlerden güçlenerek çıkmış bir millettir. Bugün de aynı bilinç ve kararlılık devam ettiği sürece hiçbir algı operasyonu kalıcı bir sonuç doğuramaz. Çünkü güçlü devletler yalnızca kurumlarıyla değil; bilinçli, sorgulayan ve kendi aklıyla düşünebilen bireyleriyle ayakta durur. En nihayetinde şunu unutmamak gerekli:

Hakikat, her zaman algıdan daha güçlüdür.

Yeter ki onu aramaktan, sorgulamaktan ve savunmaktan vazgeçmeyelim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ORTA DOĞU’DA YENİ GERİLİM: ABD -İSRAİL -İRAN DENKLEMİ

TÜRKİYE’DE KRİZLER ANİDEN ÇIKMAZ